HEKİME YÖNELİK ŞİDDET ! ÖNLEMEK İÇİN NE YAPMALI ?

Hekime Yönelik Şiddet!

Önlemek İçin Ne Yapmalı?



Son yıllarda giderek artan hekime yönelik şiddet, aslında toplumda artan şiddet eğilimi ile paralellik gösteriyor. Görece daha fazla artması ise hükümetin sağlık politikaları ile doğrudan ilişkilidir. Son 10 yılda uygulanagelen Sağlıkta Dönüşüm Projesi, halkın sağlık hizmetlerine ulaşımını kolaylaştırdı ve halktan önemli ölçüde destek aldı. Bunu gören hükümet, bu "kârlı" alanda popülizmi artırdı. Halkın sağlık talebini pompalarken, beklentileri yükseltti. Bakanlık her hastanenin polikliniğinde hasta şikâyeti birimleri oluştururken hastane yönetimlerine dahi güvenmedi. Oluşturduğu 184 SABİM hattı ile tüm toplumda haklı/haksız, gerekli/gereksiz bir şikâyet kültürü yarattı. Aldığı sağlık hizmetini nicel yönden daha iyi olarak değerlendiren geniş halk yığınları, pratikte karşılaştığı her sorunun sebebi olarak sağlık personelini görmeye başladı. Sağlık ekibinin lideri olan hekim de baş suçlu, günah keçisi olarak halkın önüne bırakıldı. Bilinçsiz, sosyo-kültürel düzeyi düşük insanlar, sistemdeki aksaklıkların yanı sıra işine gelmeyen tüm tıbbi sonuçların sorumlusu olarak da hekimi suçlar duruma geldi. Her düzeyde yaygın bir şiddet uygulaması ile karşı karşıya kaldık.

Diğer taraftan, günde 50-60 hasta bakma zorlamasıyla karşı karşıya kalan hekimler, hasta ile yeterli iletişimi kurmakta büyük zorluk yaşıyor. SGK ile anlaşmalı özel hastanelerde dahi ciddi sorunlar var. Hastaya yeterli zaman ayrılamıyor.

Hasta ve yakınlarının, hekimlere yönelik sıcak duygular beslemediğine dair bilgilere sahibiz. Eski dönemden kalan, tıkanıklıkları aşmak için muayenehaneye gitme ihtiyacı duymaları ve bıçak parası ödemeleri efsanesi ile ilgili deneyimleri var. Bunlar siyasiler tarafından halkı hekimlere karşı doldurmakta sonuna kadar kullanıldı. Zaman zaman medyada kimi yazarların dahi hekimlerin aleyhinde sert yazılar yazdığını izliyoruz.

Depresif hekimlik ve defansif tıp uygulamaları

Çalışma özgürlükleri kısıtlanan, bağımsızlıklarını büyük ölçüde kaybeden hekimlerde depresif bir ruh hali geliştiğini söyleyebiliriz. Gerek kamuda gerekse özel sektörde gelecek umutlarını, motivasyonlarını kaybeden hekimlerin gelirleri de gün be gün düşüyor. Bir yandan idari baskılar, diğer yandan ciro baskısı ve tepelerinde Demoklesin kılıcı gibi sallanan tazminat ödeme tehdidi ile giderek defansif tıbba doğru yönelmeye başladılar. Mutsuz hekimlerin depresif, defansif eğilimlerinin halka yönelik yansımalarının da hasta-hekim ilişkisini düzeltici bir etki yapmayacağını kabul etmemiz gerekir.

Halkta hekimlerin çok büyük paralar kazandığına dair ciddi bir yanılsama var

Bizzat Sağlık Bakanı TV'lerde, hekimlerin 12-13 bin lira gelir elde edebileceğini söyleyerek, halktaki yanlış algıyı körüklüyor. Buna karşılık kimse çıkıp da kamuda temel maaşın 3.500 – 4.000 TL olduğunu, performans ve fazla çalışma ile ele geçen paranın 6 – 7.000 TL'yi geçmediğini anlatmıyor. Söylense de bu mesajlar geniş kitlelere ulaşmıyor.

Hekimlerin toplumsal itibar kaybı

Hekimler tam-güne karşı çıkıp, çalışma özgürlüklerini savunurken siyasiler tarafından paragöz suçlaması ile karşılaştılar. Siyasiler hekime "doktor efendi" diye seslendiler, hekimliği toplumda geçerli ahlaki normlara göre aşağılayarak, sıradanlaştırarak itibarsızlaştırdılar.

Ne yapmalı?

Öncelikle Sağlık Bakanlığı'nın bu yanlış tutumundan vazgeçmesi gerekir. Bu yönde ikna çalışmalarına başlanmalı toplumsal bir baskı oluşturulmalıdır. Hastalara hakları kadar yükümlülükleri de öğretilmelidir. Şikâyet ettirerek, hekim ve sağlık çalışanlarından hesap sorma psikolojisine sokulan halk yığınlarının, bundan çıkarılması gerekiyor. Daha iyi bir hizmet alabilmesi için nazik ve saygılı davranması, sağlık ekibine yardımcı olması ve onlarla iletişim kurması gerektiği anlatılmalı ve bu davranışlar özendirilmelidir.

Halkta mevcut yanlış algılamanın doğru yönde değiştirilmesi gerekir. En önemli konulardan biri de hekimliğin itibarının tekrar nasıl kazanılacağıdır. Bu amaçla çok sistematik profesyonel bir halkla ilişkiler çalışmasına gerek var. Halkın hekimleri ile barıştırılması gerekiyor. Bunu başarmak için hekim örgütleri çaba sarf etmeli, öncelikle toplumda var olan örgütlü kesimlerle işbirliğine başlanmalı, giderek geniş halk yığınlarına ulaşılmalıdır.

Hekimlerin de hasta ilişkileri konusunda özel bir eğitime tabi tutulması gereklidir. Özellikle komplikasyonların yönetilmesi, hastaların ve yakınlarının istenmeyen sonuçlar ortaya çıktığında doğru yönlendirilmesi gereklidir. Hasta sahiplenilmeli, aileye yeterli bilgi verilmeli ve problemin çözümü organize edilmelidir. Aydınlatılmış onam uygulaması hiçbir şartta aksatılmamalıdır.

Hasta ve yakınları ile baştan kurulacak iyi ilişkiler mediko-legal riskleri önemli ölçüde azaltacaktır. Tıp eğitiminden başlayarak hekimlere, hasta ve yakınları ile iletişim eğitimi verilmelidir. Bu eğitim Asistan Çekirdek Eğitim Programının bir parçasını oluşturmalıdır.

Tıbbi kayıtların iyi tutulması hasta ve yakınlarının bilgilendirilmesine kolaylık sağlayarak iletişimi güçlendirecektir.

Günlük iletişimde toplumda yanlış algılanan davranış biçimlerinden de sakınılmalıdır.

Görüldüğü gibi toplumsal bir sorun halini alan hekime yönelik şiddetin önlenmesi için toplumsal bir projeye ihtiyaç var. Toplumda etkili örgütlü güçlerin desteği alınmadan, halkın algısını değiştirmek çok zordur. Bu ancak profesyonel bir halkla ilişkiler çalışması olabilir Böylesi bir çalışmayı yürütebilecek birkaç yapı bulunuyor. Bunlardan en başta geleni TTB ve Tabip Odalarıdır. Kamu kurumu niteliğinde bir meslek örgütü olarak TTB böyle bir çalışmayı organize edebilir.

Ancak bu noktada dört temel zayıflık da bulunuyor: İlkin TTB ve Odalar, TTB yasası gereği özel çalışan hekimlerin üye olmak zorunda olduğu bir örgüttür. Kamuda çalışanların önemli bir kısmı üye bile değildir ve oda seçimlerine katılan hekim oranı %20-25 civarında kalıyor. Sonuçta TTB hem hekimlerin tümünü temsil etmiyor, hem de üye olan hekimlerin aktif desteğine sahip değil. Türkiye'de 130.000 hekim var. Bunların yaklaşık 65 - 70 bini üye ise, seçimlere katılan en iyimser tahminle 15-20 bin kişi, yönetimleri seçenler ise 10 - 12 bin kişiden oluşuyor.

İkinci zorluk, TTB ve Tabip Odalarında hâkim insanların vizyonu ve eylemleridir. Vizyon muhalefet etmekle sınırlı, dejenere olmuş eskimiş eylem tarzları, genelde hekimden destek bulmuyor. Ancak kitlesel infial yaratan olaylarda bu tür eylemlere katılımlar oluşabiliyor.

Üçüncü bir sorun ise TTB ve Tabip Odalarının maddi olarak çok zayıf örgütler olmasıdır. Günlük işleyişlerini ancak çevirebiliyorlar.

Dördüncüsü, bugüne kadar ortaya toplumsal ölçekli, kapsamlı bir halkla ilişkiler projesi koymadıkları gibi, bu çalışma tarzına da karşı oldukları biliniyor.

Diğer yandan bu haksız algıyı düzeltecek esas güç bizzat hekimlerdir. Yılda yaklaşık 500 milyon poliklinik hizmeti verilen ülkemizde tüm popülasyonun iki ay içerisinde tüm hekimlerle yüz yüze iletişimden geçtiği hesaplanabilir. Bir mesaj, iki ay içinde sözlü ve görsel olarak tüm halka iletilebilir.

Hekimlerin diğer önemli örgütleri ise uzmanlık dernekleridir. Sivil toplum kuruluşları olarak, son yıllarda giderek profesyonelleştiler, ekonomik olarak güçlendiler, önemli yapılar haline geldiler. Örgütlülük oranları TTB den daha yüksek, ancak vizyonları "kongre düzenlemek ve eğitim faaliyetleri" ile sınırlı. Sağlık alanındaki olumsuz bazı müdahalelerde bir araya gelip sınırlı tepkiler gösterebiliyorlar. Tam-gün yasasına karşı ya da Dr. Ersin Arslan'ın alçakça katledildiğinde olduğu gibi gazete ilanları vererek tavır geliştirebiliyorlar.

Hekimlerin örgütlü oldukları üçüncü kategori ise bağımsız hekim dernekleridir. Bunların üye sayıları birkaç bini geçmiyor. Hem kitle destekleri, hem de ekonomik güçleri çok zayıftır.

Neler yapılmalı?

Öncelikle TTB ve tabip odalarının, hekimlerin çalışma özgürlüklerinin kısıtlanmasına karşı çıkmaya, hak kayıplarının tekrar kazanılması için toplumsal ölçekli çalışmalara davet edilmesi gerekir.

Uzmanlık dernekleri ise tüzük değişiklikleri yaparak amaçlarını, üyelerinin ekonomik, özlük haklarını korumaya yönelik olarak genişletebilir ve çalışmalarını bu yönde artırabilirler. Ayrıca tüm dernekleri bir araya getirecek bir platform oluşturarak hekimlik ortak paydasında hareket etmeleri gereklidir. Pratisyen Hekimlik Derneği ve Aile Hekimleri Dernekleri de bu kapsamda yer almalıdır. Günümüzde toplumsal ölçekli yapılacak projeler profesyonel organizasyonlar ve ciddi bir mali destek gerektiriyor. Uzmanlık dernekleri bu imkâna sahiptir.

Projenin İçeriği Nasıl Olmalı?

Kısa, orta ve uzun vadeli hedefleri olan kapsamlı bir proje hazırlanmalıdır.

1. Sağlık Bakanlığının tavır değişikliği konusunda ikna edilmesi. Sağlık talebinin pompalanmasından ve hastalarda gerçek üstü beklentiler yaratılmasından vazgeçilmelidir. Bunun için başta Sağlık Bakanı olmak üzere yürütme nezdinde girişimlerde bulunulmalı, TBMM, medya ve kamuoyu desteğini kazanmaya yönelik faaliyetler yürütülmelidir.

SABİM 184 hattı ve hastanelerdeki şikâyet büroları, şikâyet değil, dilek ve öneriler hattına dönüştürülmelidir.

Hastalara ayrılan sürenin artırılması talep edilmelidir.

2. Halkın eğitimi, hasta hakları ve sorumlulukları. Bunun için, genel popülasyona yönelik olarak TV'lerde kamu spotları, gazetelerde ilanlar, billboardlara afişler, medya ilişkileri, internet olanakları kullanılabilir. Hastanelerde hekimlerin yüz yüze iletişimleri yanında, dağıtılacak broşürler, asılacak afişlerle profesyonel bir organizasyon ile çalışmaların sürdürülmesi gereklidir.

3. Hekimlerin eğitimi.

Hasta ve yakınları ile iletişim tekniklerinin geliştirilmesi gerekir.

Tıbbi kayıtların yeterli ve düzenli tutulması çok önemlidir.

Aydınlatılmış onam uygulamasının olmazsa olmaz yerinin pekiştirilmesi gerekiyor.

Komplikasyonların ve istenmeyen sonuçların iyi yönetilmesi başarılmalıdır. Hekimler depresif ruh halinden sıyrılıp, haklarını doğru yerlerde arama mücadelesine girişmelidir. Defansif tıp uygulamalarından kaçınılmaya çalışılmalıdır.

4. Hizmet verilen yerlerde şartların iyileştirilmesi. Hastalar, yeterli koşullara sahip alanlarda bekletilmeli, bilgilendirilmeli ve yönlendirilmelidir.

Yeterli sayıda yardımcı eleman sağlanmalı, her hekime bir hostes/sekreter verilmelidir.

Poliklinik dizaynlarının iyileştirilerek yeniden düzenlenmesi, muayene odalarında yeterli mahremiyetin sağlanması, poliklinik odalarının doğrudan dış ortamlara açılmaması gereklidir.

Hastane ve polikliniklerde yeterli sayıda güvenlik elemanı ve ekipmanı olmalıdır.

5. Saldırganları caydırıcı yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Bu amaçla yasama ve yürütme nezdinde girişimlerde bulunulmalıdır.


Prof. Dr. Gazi Zorer
Özgür Hekimler Platformu Yönetim Kurulu Adayı



Copyright © 2014. Özgür Hekimler Platformu.     Tekil :61379  Hit :108566  Online: 1